Tanı…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Tanı…
Aralık ayının sonlarına doğru, bir kitapçıda işe girdim. Ahım şahım para yoktu ama öğrenci adamı idare ediyordu işte… Son sınıf lise öğrencisiyim. Yabancı dil bilgimi B2 seviyesine getirmiştim, amacım iş İngilizcesi seviyesine gelip üniversite eğitimimi yabancı bir ülkede tamamlamaktı. Ama gel gör ki  yapacak maddi imkan yoktu. Ne yapayım ne edeyim derken dört kolla derslere sarıldım, o zamanların en iyi Anadolu lisesini okuyordum, süper lise olmuştu…

Kitapçıda işe girdiğim gibi patron ile arayı sıcak tuttum. Susacağım yeri ve konuşacağım zamanı bildiğim için efendiliğimden ödün vermiyordum. Birde arada sırada elime düşen kasetleri, CD’leri dinleye dinleye diksiyonumu da geliştirmiştim. Anadolu topraklarında doğup büyüdüğüm için benim işim çok daha zordu, özellikle G harfini K harfine dönüştürme işi 🙂

Cumartesi günü her zamanki gibi işe giderken yolda bizim sınıftaki Pelin ile karşılaştım. Soğuktan dolayı fındık burnu kıpkırmızı hale gelmişti. Pelin’i sürekli pembe rengindeki elbiselerle görüyordum. Pembe rengini benimsediği için o rengin niteliklerini taşıyordu. Duygusal, neşeli ve sorumluluklarının bilincinde bir kızdı. Biraz ürkekti ama çekingenliğini kolay kolay belli etmezdi. Montuna sıkıca sarılmış üzerime doğru gelirken telefonu ile uğraşıyordu.

Pelin’i es geçip yürümeye devam ettim. Kızlar zaman kaybıydı gözümde. Sevgili olmaktan çok arkadaşları olup onları gözlemlemeyi, daha sonra da işime geldiği gibi baştan yaratmayı seviyordum. Narsistik ve Şizoid bir kişilik yapım var. İnsanlarla sıkı fıkı ilişki kurmak diye bir kavram yok hayatımda, soğuk davranırım. Kendimi diğer insanlardan üstün tutarım. Narsistik yapısı olan bir insanın duyguları önemlidir fakat Şizoid yapım sayesinde bu açığı çok kolay bir şekilde kapatıyorum. Tabi insanlar ile kaynaşmak için bu duvarlarımı bazen yıkmak zorunda kalıyordum.

Dükkana geldiğimde Ömer kasada oturuyordu. Her ne kadar “Abi” demek istemesemde güvenini kazanmak için sürekli tekrar ediyordum. Benim yaşlarımda çok güzel bir kızı var, sevişmek dediğimiz kavram bir insanı baştan yaratmanın verdiği zevki asla tattırmıyor. Üç kuruş kazanmak yerine kızıyla arayı kurup üç kuruş dağıtmayı amaçlıyordum. En azından lise bitene kadar.

Hafiften beyazlamış sakalı ve kaliteli elbiseleriyle oldukça karizmatik bir hava yaratıyordu. Kafasını okuduğu romandan kaldırıp bana baktı, yüzünde bir gülümseme peydah olup “Hoşgeldin Paşa” dedi. Başımla selamını alıp montumu portmantoya astım. Karşısındaki koltuğa oturup masaya dizdiği kitaplardan birini elime aldım. Kitabın sayfalarını çevirirken dükkanın kapısı açıldı.

İçeriye Ömer’in kızı Hasibe gelmişti. Altın sarısı saçları, büyük gözleri ve yaşına göre oldukça fit duran vücuda sahipti. Çoğunlukla turuncu rengini tercih ediyordu. Dolayısıyla dışa dönük, hareketli ve neşeliydi. Bu pozitif karakterinin dışında gösterişe yatkınlığı, sürekli haklı olma ve üstün gelme isteği de vardı tabi. Bu zamana kadar oturup bir kere bile konuşmadık Hasibeyle. Babasının güvenini kazanırken diğer taraftan kızını etkilemek tüm işi batırırdı. Bu yüzden sürekli, kısa ve sıkılgan cevaplar verip başımdan savıyordum. Kitabı masaya bırakıp ayak ayak üstüne attım ve kollarımı göğsümde birleştirdim. Hasibe önce bana daha sonra da babasına bakıp “Akşam erkek arkadaşım gelecek, erken gelebilir misin?” Diye sordu. Telefonla arasaydı adım gibi eminim gitmezdi. Dolayısıyla kızı da ayağına geliyordu.

Ömer elindeki kitabı masaya bırakıp ayağa kalktı. Sahte bir gülümseme takınıp “Benim güzel kızım isterde ben gelmez miyim?” Dedi. Aptal kızı babasına sarılırken içimden “Bu salağı etkilemek hiçte zor olamayacak…” diye geçirdim…

Akşam saat 20.00 gibi Ömer dükkandan çıkmak için hazırlanıyordu. Ben de yeni gelen kitapları raflara diziyordum. Aralarında beğendiklerimi ayırıp başka bir bölmeye koyuyordum. Dizme faslını bitirdikten sonra Ömer hazırlanmıştı. Yarın okulumun olduğunu bildiğinden dolayı giderken beni de evime bırakacaktı. Montumu giyip dışarı çıktığımızda dükkanı kilitleyip Ömer’in arabasına bindik.

Evimin önüne geldiğimizde ”Teşekkür ederim Ömer abi.” deyip arabadan indim. araba yavaş yavaş uzaklaşırken bende evime yürümeye başladım. Babamdan kalan müstakil bir evim vardı, annem ile babam ben 16 yaşındayken trafik kazasında ölmüşlerdi. Okulumun pansiyonu ile Darüşşafaka anlaşıp düzenimi bozmamak için aynı okulda ve kaldığım pansiyonda devam etme kararı almışlardı. 1 sene geç yazıldığım için şuan 18 yaşındayım. Bu yüzdendir bu ev benim…

Kapının eşiğindeki elektrik faturasını alıp baktığımda ”Memleketin elektriği benden mi geçiyor amına koyayım?” demeden edemedim. İçeriye geçip soyunduğumda sadece boxer ile kalmıştım. Geceye kadar kitaplıktaki test ve diksiyon kitaplarını okuyup alıştırma yaptım. Uykumun gelmesine yakın duş alıp koltuğa yattığımda saat 03.24 idi.

Yanı başımda duran alarmı kapayıp formamı giydim. Mutfağa gidip buzdolabında bulduklarımla güzel bir kahvaltı hazırladım…

Okula geldiğimde herkes sıra olmuş müdürün konuşmasını dinliyordu. Karman çorman olmuş sıraya girip ellerimi birbirine sürterken arkamdan ”Nart!” Diye bir ses duydum. Arkamı döndüğümde bizim sınıfın diğer uçta sıra olduğunu görüp yanlarına gittim. Kızlı, erkekli tam 9 kişilik bir ekibimiz vardı. Hepsiyle de iyi anlaşırım çünkü güdülmeyi bekleyen koyunlar gibiler. Çobanları olan ben ise… Bildiğiniz gibiyim işte.

Yanlarına gittiğim gibi grubun amsalağı olan Ahmet, okulun 12. Sınıf öğrencilerine özel düzenlenen kamptan bahsetti. Umursamadan önüme döndüğümde bizim gruba doğru bakan, mürdüm eriği rengine çalan saçlarını dalgalandırmış biri vardı. Bakışları beni bulduğunda analizini yapmıştım bile. Mor kazak, pantolon, saç… Okulda daha önce bir kere bile görmemiştim. Mor rengini sevmesinden dolayı; Ruhsal dünyası ön planda olduğu kesindi, sanat dallarında da başarılı değilse beni yatırın…

Tek kolunu diğer koluna atmıştı. Kendine sarılıyordu yani… Kendisinden emin değildi ve yabancı bir ortama girdiğinden dolayı kendine el bariyeri örüyordu. Çekingen tavrına nasıl yaklaşacağımı bildiğimden dolayı yanına gitmeye karar verdim.

Elimi dirsek hizasından uzatıp “Merhaba, benim adım Nart. Okulun temsilcisiyim, sen yeni geldin galiba?” Dedim. Kız “Evet” deyip elimi kavramaya çalıştığı sırada parmak uçlarından tutup tokalaştım. Bu sırada öğrencileri sınıflara almaya başlamışlardı. Geriye dönmeyip yeni kızın arkasından biraz uzaklaştım…

Sınıfa gelip arkadaki sırama oturduğumda bizim ekipte gelmişti. Elimde tuttuğum kalemi çevirirken Alparslan lafa girip, “Kız yeni gelmişti herhalde?” Diye sordu. Başımla onaylayıp gözlerinin içine bakmaya başladım. Gülümseyip “Aşık mı oldun 2 dakikada?” Dediğimde gözlerini yukarı sağa çevirip “Yok oğlum daha neler!” Dedi.

İnsan yalan söylerken bakışları yukarı sağa doğru kaçar. Vücudun refleksidir. Yalan söylüyor ibne, aşık olmuş kıza 🙂

Dersin ortasına doğru kapı çalındığında nöbetçi öğrenci, müdürün beni çağırdığını söyledi. İzin isteyip sınıftan çıktığımda müdürün odasına girdim. İçeride sabahki kız ve müdür vardı.

-Nart, bu arkadaşımız okulumuza yeni geldi. Adı Efsun, okulumuzu benimsemesi için kısa bir tur attırır mısın?
+Tabi ki sayın müdürüm.

Odadan çıkıp koridorda yürürken “Herhangi bir sanat dalına ilgin var mı?” Diye sordum. Başını kaldırıp bana bakarken “Resim yapmak ve resimler hakkında konuşmayı severim.” Dediğinde varsaymam doğru çıkmıştı. Yüzümde gülümseme belirirken “Senin herhangi bir şeye ilgin var mı?” Dedi. Omzumu silkip “Kendimi keşfediyorum.” Dedim. Belli belirsiz bir mırıltı çıkarıp “Sence de geç kalmamış mısın?” Dediğinde duyabileceği şekilde güldüm. Sahtenim de sahtesi bir gülüş ile…

Tüm okulu gezerken merdivenleri inip çıkmanın verdiği yorgunlukla kendimizi kantine attık. Efsun kolasını masaya koyup, “Şey, saçlarımın boyalı olması sorun olur mu?” Dediğinde “Normalde sorun olur ama burada asaletin renginden bahsediyoruz. Kimse bir şey demez.” Dedim. Yanakları kızıla çalarken “Teşekkür ederim.” Diye fısıldadı.

Biraz zaman geçtikten sonra “Alanın ne?” Diye sordum. “Sayısal” dediğinde dudak büktüm. Ben dil sınıfındayım çünkü…

Beraber sınıfa çıktığımızda kapıyı açıp içeri girdik. Kimya hocası Semra bize bakarken;

+Merhaba hocam, sınıfınıza yeni gelen bir arkadaşımız var…

Efsun, öne gelip konuşmaya başladı. Önceki okulunun adını söylediğinde bizim görgüsüzlerin gözleri yerinden fırlayacaktı. Efsun konuşmasını bitirdiğinde Semra ayağa kalkıp Efsun’a oturacağı yeri gösterdi. İzin isteyip sınıftan çıktığımda Alparslan ile karşılaştım.

Beni gördüğü gibi gözleri büyüdü ibnenin. Soru sorarcasına kaşımı kaldırdığımda telefonunu çıkarıp bana bir fotoğraf gösterdi.

Fotoğrafta Efsun, oldukça lüks bir otomobilden iniyordu. Alparslan lafa girip “Sabah arkadaşlar çekmiş, baksana Nart, kızın kapısını bile açıyorlar anasını satayım!” Dedi. Elimle çenesini sıkıp “Milletin fotoğrafını ne bok yemeye çekiyorsunuz piçler, sapık mısınız lan?! Sil o fotoğrafı.” Dediğimde “Tamam abi ne kızıyorsun!” Diye bağırıp yanımdan uzaklaştı.

Alparslan’ın arkasından bakarken aklımda tek şey vardı; Rota yeniden oluşturuluyor…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32